hafif
Görünüm
Türkçe
[düzenle]Söyleniş
[düzenle]- Heceleme: ha‧fif
Köken
[düzenle]Ön ad
[düzenle]hafif (karşılaştırma daha hafif, üstünlük en hafif)



- Tartıda ağırlığı az gelen, ağır karşıtı; yeğni.
- "Mustafa Kemal meraklıdır; dükkânın içini görmek istiyor, giriyor, raflarda birtakım hafif eşya var." - Afet İnan
- Güç veya yorucu olmayan, kolay olan.
- "Şöyle ne bileyim, kadınların yapabileceği işler arayın, hafif işler… Yoksa hademelik sizin gibi ince, hafif nahif kadınların kârı değil." - Bekir Sıtkı Kunt
- (kişilik) Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa olan.
- "Bu eserde eski konak ve köşk hayatının hesapsız, bilgisiz ve hafif insanlar elinde nasıl ve niçin yıkıldığı hikâye edilmek istenmiştir." - Şerif Aktaş
- (yiyecekler) Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek):
- "Onlar da akşam yemeğini pek hafif yerlerdi." - Sait Faik Abasıyanık
- Kalınlığı veya yoğunluğu az olan.
- "Dışarıda yanan lambanın aydınlığıyla burası hafif bir karanlık içindeydi." - Memduh Şevket Esendal
- Etkisi az olan, sert karşıtı.
- "Hafif esen serin rüzgâr üşümesine neden olmuştu." - Can Güzel
- Önemli olmayan.
- "Bu takdirde en hafif ceza dahi, o cezaya çarptırılmış olanı, en büyük bir cezaya maruz kalmış gibi incitir." - Refik Korkud
- Çok dik olmayan (sırt, yokuş.
- "Hafif bir meyilden indik." - Hüseyin Rahmi Gürpınar
- Gücü az olan, belli belirsiz olan:
- "Yaprakların hafif iniltisi içinde, çalılıklar arasından geçerek denizaltının demir attığı koya doğru yaklaşıyoruz." - Esat Mahmut Karakurt
Belirteç
[düzenle]hafif
- Sıkıntısız, ferah, rahat olarak.
- Kendimi bugün çok hafif hissediyorum.
Deyimler
[düzenle]Türetilmiş kavramlar
[düzenle]hafif güverte, hafif hafif, hafif hapis cezası, hafif makineli, hafifmeşrep, hafif müzik, hafif raylı sistem, hafif rüzgâr, hafif sanayi, hafif sıklet, hafif tertip, hafif uyku, hafif yollu, eli hafif, uykusu hafif.
Çeviriler
[düzenle]ad
|
ön ad
|
Kaynakça
[düzenle]- Türk Dil Kurumuna göre "hafif" maddesi
